top of page
  • Yazarın fotoğrafıBiriz Aydinç öztüzemen

Parkta Çıplak Ayak

Uyandırıp sarılasım geldi. Eve girdim, baktım saat tam gece yarısı on iki. Benim tatlı cadım da yukarıdan sesleniyor, gel konuşalım biraz diye. Çaklıt uzanabildiği kadar uzanıyor yüzüme doğru, iki ayak üstünde türlü numaralar yapıyor. Dün gece, saat gece on iki. Ben gidip bir sarılayım, ayağa kaldırıp arkadan omuzlarına asılayım, beni öyle gezdirsin istiyorum.

Barefoot in the Park’ı izledik dün akşam çünkü. Gizli ama gizli olmayan Sinema Kulübümüz dün akşam dördüncü kez toplandı. Menüde yayık ayran, seramik sahanda müthiş bir tavuklu safranlı kuş üzümlü yeni baharlı pilav vardı. Yerken taktık filmi.

Parkta Çıplak Ayak;

Aslında bir tiyatro oyunu. 1967 yılında filmi çekilmiş, Robert Redford ve Jane Fonda başrollerini paylaşmış. Zaten tüm filmin tiyatral havada geçmesi de bundan kaynaklanıyor. Aslında hiç filme çekilmeseymiş olurmuş ama daha fazla izleyiciye ulaşmanın bir yolu da bu. (Bakınız Cem Yılmaz).

New York caddelerinde fayton gezintisi ile başlıyor hikaye. Yeni evli çift, balayını geçirmek için Plaza Otel’e gelirler. Şu sıralar bin dolar civarı olan, dünya sıralamasında ilk ona giren otelin gecesi otuz dolar falan. Corie ve Paul altı gün odadan çıkmazlar. Oradaki sahneler çok eğlenceli. Corie neşeli, hiperaktif, evlenerek hayatının en büyük hedefini gerçekleştirmiş izlenimi veren güzel bir kadın. Paul ise mesleği daha ön planda olan evlenerek sudan çıkmış bir balığa dönmüş izlenimi veren yakışıklı bir avukat. Balayı bitip asansörsüz altıncı kattaki dairelerine taşınmaları ile olaylar başlar.

(Daha önce seyrettiğimi işte tam burada fark ettim)


Evlilik enteresan bir kurum. Beklentiler, yaşam amacı, sorumluluklar... Bir tarafta hayata lay lom bakan, kocasının yolunu gözleyen, iş yerinden sekiz kere arayan bir kadın. Bir tarafta, tamam evlilik güzel, karımı seviyorum ama ben kurallara uygun yaşarım, işim de her şeyin başında gelir diyen bir adam. Zıt iki kutup.


Sürekli bir tebessüm, ara sıra kıkırdama hatta yer yer kahkahalarla izledik filmi. Eminim ki o zamanlarda yine Redford ve Jane’den tiyatroda izleseydik bu oyunu mest olmuş şekilde ayrılırdık salondan. Yine de keyifle ayrıldık Palas’tan.

Corie’nin Paul’e olan maddi ve aşırı manevi bağımlılığı günümüzde her kadını olacağı gibi beni de rahatsız etti. Gerçi o askıntı halleri hoşuma gitti, azıcık da bazen böyle olmalı dedim.

Sonra fark ettim zaten bazen öyle olduğu zamanlar oluyor.

Acaba o durumlarda karşı taraf ne hissediyor, sarayım bakayım akşam...

Comments


bottom of page