top of page
  • Yazarın fotoğrafıBiriz Aydinç öztüzemen

Carol

Her ne kadar kadın ve erkek eşit olsa da, olması gerekse de ilişkide bazı yadsınmayacak gerçekler var. Erkeğin rolü kadının rolü gibi kulağa ve ruha hoş gelmeyen bir cümle söylemek de istemem ama işte bazı şeyler erkeğe bazıları da kadına daha çok yakışıyor diyelim. Bu sadece kadın erkek ilişkisinde değil.

Çünkü bir de Carol var. Carollar var; Therese var, Thereseler var...


Patricia Highsmith'in romanından uyarlama, senarist Phyllis Nagy, yönetmen Todd Haynes ve oyuncular Muhteşem Cate Blanchett, Rooney Mara, Sarah Paulson, Cory Michael Smith ve Kyle Chandler.

İki kadının yani Carol ile Therese'nin tesadüfen tanışması, birbirlerine aşık oluşlarının hikayesi bu. Hikaye derin.


Carol sosyal statü bakımından Therese'nin çok üstünde çok hoş bir kadın. Son derece iyi giyimli, zengin, elit çevreden biri Carol. Therese ise zor geçinen, çalışan ve sıradan bir genç kız. Ancak bu belirgin farklar baştan sona asla fark edilmiyor, göze batmıyor,çünkü ne o ne o aralarındaki bu farkları görüyor, onlar aşık olmanın verdiği dayanılmaz hafiflik dışında hiç bir şeyi umursamıyorlar. Hani tencere yuvarlanıyor ama kapağını bulmuyor. Ve bu kesinlikle sorun olmuyor; halbuki erkek-kadın ilişkilerinde bu çoğu zaman büyük sorundur.

Carol ile Therese yolculuğa-kaçışa-çıkıyorlar. Bu arada stopları sırasında, yolda, motelde Therese ıvır zıvır işleri hallederken Carol otelin, restoranın parasını ödüyor falan. Hiç konuşulmadan herkes sorumluluklarını biliyor. Statüten kaynaklanan sorumlulukları...


Biraz başa dönelim; Carol son derece zengin bir adamla evli ve boşanmak üzereler. Bir kızı var ve Carol çok mutsuz, kocası hala Carol'a deli gibi aşık. Ama aralarındaki sır Carol'un Therese'i tanımasından sonra iyice ortaya çıkıyor. Carol Therese'e sırılsıklam aşık oluyor ve kızının velayetini kocasına vermeyi düşünebilecek kadar tutuluyor Therese'e...


Her şey eski ve o kadar güzel ki. Vintage sevenler için görsel bir şölen. Ve Cate eski kıyafetleri, çantaları, arabayı, kadehleri o kadar güzel taşıyor ki diyorsun bu kadın 50'lerde yaşamalıymış. Çok oturuyor.

En başa dönelim; romanın yazarı Highsmith gençken erkeklerle ilişkiye girer fakat her bir ilişkisi haya kırıklığıyla sonuçlanır. Ve anlar ki ilgisi erkelere değil, kadınlara. O dönemde- Danish Girl'de de karşımıza çıktığı gibi- bunun bir hastalık olduğuna inanmaya başlar ve psikolağa gider.Bu terapilere çok para harcayınca ekonomik olarak zayıflar ve Highsmith bir oyuncakçıda tezgahtar olarak çalışmaya başlar. Oyuncakçıda Carol ile karşılaşır ve aşık olur. Ara sıra Carol'ın evini uzaktan seyretmeye gider ancak Highsmith’le Carol bir daha hiç karşılaşmazlar. Kitabı da okumak lazım...


Cate Blanchett'in Oscar'lık oyunu, müzikler, senaryo, Rooney Mara, ve böylesi tutku... Yönetmen Haynes'in tarzı gerçekten muhteşem. Daha ilk sahnelerde seyircisini ana ya da yan karakter ile özdeşleştiriyor ve siz sanki filmi seyretmiyor hikayeyi yaşıyorsunuz. Böyle bir büyü de bitince tabi afallıyorsunuz. Carol'u bir daha nerede görebilirim acaba düşüncesi geçiyor aklınızdan; harbi harbi... Hayata film arası verin, Carol'ı mutlaka izleyin.

Kommentare


bottom of page