top of page
  • Yazarın fotoğrafıBiriz Aydinç öztüzemen

Pas ve Kemik

Travmanın kişiyi olgunlaştırdığı, pek çok gizli kalmış yeteneği ve duyguyu açığa çıkardığı bir gerçek. Tabi türlü türlü travmalar var. Kimi için ani bir boşanma, kimi için iş kaybı, sevdiğini kaybetme ya da kimi için terk edilme... Örnekler çoğaltılabilir ama bir uzvunu kaybettiğinde durum daha iç karartıcı. Ömür boyu unutulmayacak, hep göz önünde bir kayıp...


Pas ve Kemik, Fransız filmi olmasına rağmen geçen hafta İzmir'de bile vizyondaydı. Kaçırmadım tabi. Hakkında hiç bir şey okumadan ve fragmanını bile seyretmeden gittim.

Çünkü kötü de olsa Avrupa filmleri seyretmeye vakit ayrılacak filmler. Sinemayı sanat kategorisine sokanlar kesinlikle Avrupalı yönetmenler...


De Roille et D'os'un yönetmeni Jacques Audiard; hani nefis bir film olan Yeraltı Peygamberinin yönetmeni. Başrolde hayran olduğum tam Fransız kadın Marion Cotillard ve Matthias Schoenaerts(Loft, Kara Kitap, Taş Kafa) ve zannedersem ikinci baş rolü.


Film bir hayatın ortasından başlıyor; Ali'nin hayatının. Öncesini hiç bilemiyoruz. Küçük oğlu ile kız kardeşinin ve eniştesinin evine taşınıyor. Kız kardeşi onları pek yanında istemiyor ama bir şey de demiyor. Ali iş arıyor ve bir görüşmesinde işe alınmamak için pek çok sebep olduğu halde; "Neden seni işe alayım" sorusuna "bana güvenebilirsiniz" cevabıyla işe alınıyor.

Bir barda bodyguard olarak başlıyor. Ve burada katil balina eğitmeni Stephanie ile tanışıyor.

Ve çoğu hayatlarda yaşanan bu çarpışma her ikisinin de hayatlarının akışını değiştiriyor.


Ayağa bir türlü kalkamamış hayat....

Ayağa kalkması imkansız ama bunu başarmış bir hayat...


Bir kere her birimizin her an hayatı değişebilir. Bu bir gerçek. Önemli olan değişen hayatı nasıl yaşayacağımıza karar vermek. Hep güçlü olmak güçlü durmak; aslında ne kadar da zor ama imkansız hiç değil.


Pas ve Kemik bu açıdan çok iyi bir bakış açısına sahip bir film. Hiç bir abartı, ajitasyona yer vermeden insanın içine işliyor. Her sahnesi, yakın çekimlerle o kadar iyi ki...


İnsan travmalarda- bilinenin aksine- en yakınını yanında istemiyor. Hani, iyi günde kötü günde denilen şey yalan. İyi gününde sevdikleri yanında olsun istiyor, esas onlar görsün, mutluluğa şahit olsunlar. Kötü günde kesinlikle hayır. Sadece yabancıları kabul ediyor hayatına. Bu tabii ki son derece -psikolojik açıklaması- basit bir durum aslında. Ama biz hep tersi gibi düşünüyoruz. Değil...


Stephanie işte tam da bu sebeple yakınlaşıyor Ali ile ama O'nu en yakını yapma çabası olaya enteresan bir ironi katıyor...


Londra Film Festivali'nde En İyi Film Ödülü'nü alan bu filmi, hani bir izleyin derim...

Comments


bottom of page